ALLAH TÜM KAİNATI YOKTAN VAR EDENDİR
İnsan, nasıl yoktan var olduğunu, nasıl can
sahibi olduğunu ve anne rahmine düşüşünden bugününe kadar
nasıl ihtimamla korunduğunu düşündüğünde, Allah'ın üzerindeki
rahmetini, sonsuz merhamet ve şefkatini görür. Allah Meryem
Suresi'nde insanları, yaratılışları üzerinde düşünmeye çağırmaktadır:
"İnsan önceden, hiçbir şey değilken,
gerçekten Bizim onu yaratmış bulunduğumuzu (hiç) düşünmüyor
mu?" (Meryem Suresi, 67)
Allah, her insanı, anne rahminde son derece
korunaklı, sakat kalmayacağı, acı duymayacağı bir yere; ona
hiçbir zarar gelmeyecek şekilde yerleştirir. Dünyaya gelen
her bir bebek için gereken herşey milyarlarca yıl öncesinden
hazırlanmıştır. Soluyacağı havadan, gerekli besinlerini alacağı
anne sütüne kadar herşey onun için hazır bekler.
Her insanın bedeni, ölene kadar, Allah'ın yarattığı
kusursuz sistem sayesinde korunur. Örneğin kalp, kişinin yaşam
süresi boyunca durmaksızın atar, ancak insan bunu sağlamak
için hiçbir şey yapmak zorunda değildir. İnsan sadece kalbinin
her saniye atması için ona gereken emri verme görevini üstlenmiş
olsaydı bile, hayatı çok zorlaşırdı; uyuyamaz, yemek yiyemez,
neredeyse bundan başka hiçbir iş yapamayacak hale gelirdi.
Oysa Allah, yaşamının ilk gününden itibaren her insanın kalbine
ölene dek çalışması emrini vermektedir. Böylece kalp, insanın
ömrü boyunca, bir an bile durmaksızın, Allah'ın kontrolünde
çalışmaya devam etmektedir.
İnsanın kendisine ait olduğunu iddia ettiği
bedeni üzerinde hiçbir hakimiyeti yoktur. İnsana, tüm hücrelerine
varıncaya kadar hakim olan yalnızca Yüce Rabbimiz'dir. Büyük
bir hızla akan kanı, kalbin pompaladığı kan miktarını, kanın
pıhtılaşma süresini, solunum, sindirim, savunma, sinir sistemini
ve burada saymadığımız pek çok sistemi insan kendi başına
kontrol ve idare edemez.
İnsan herşeyiyle Allah'a muhtaçtır. Allah bu
gerçeği bir ayetinde şöyle bildirir:
"Ey insanlar, siz Allah'a muhtaçlarsınız;
Allah ise, Ganiy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır. Hamid
(övülmeye layık) olandır." (Fatır Suresi, 15)
Sabahları uyandığınızda, vücudunuzda yaşamınız
için gerekli olan her detayın eksiksiz olarak çalıştığına
şahit olursunuz. Rahatlıkla nefes alabilir, gözlerinizi açtığınızda
hiçbir çaba harcamadan ve vakit geçmesini beklemeden rengarenk
bir dünya görürsünüz.
Sesleri her zaman aynı netlikte duyabilir,
rahatlıkla koku alabilir, yemek yiyebilirsiniz. Yediğiniz
yemeklerdeki vitaminlerin vücudunuzda nereye gidecekleri,
sayısız mikrop ve virüsle vücudun nasıl savaşması gerektiği,
bir eşyayı görmek için beyninizde görüntünün nasıl oluşması
gerektiği gibi detaylar üzerinde asla düşünmek zorunda kalmazsınız.
Hiç zorluk çekmeden bir gün, bir yıl hatta yıllarca
önce neler yaptığınızı hatırlayabilir, bütün bunları hafızanızda
tutabilirsiniz. En önemlisi bu kadar hassas dengeler üzerinde
çalışan bir bedene sahip olmanıza rağmen sağlıklı ve zinde
olursunuz. Çünkü insan her an Allah'ın kontrolünde olan bir
sisteme bağımlıdır. İşte bu yüzden insan Rabbimiz'in kendisine
bağışladığı bu eksiksiz sistemler ve verdiği nimetler hakkında
düşünmelidir. Allah Kuran'da insanın bu üstün yaratılışını
bizlere şöyle hatırlatmaktadır:
Ey insan, 'üstün kerem sahibi' olan Rabbine
karşı seni aldatıp-yanıltan nedir? Ki O, seni yarattı, 'sana
bir düzen içinde biçim verdi' ve seni bir itidal üzere kıldı.
Dilediği bir surette seni tertib etti. (İnfitar Suresi 6-8)
Görüldüğü gibi insan sadece kendi bedenine
bakarak dahi Allah'a derin ve güçlü bir sevgiyle bağlanmak
için çok sayıda delil bulabilir. Üstelik sadece insan bedeninde
değil, evrendeki her detayda insanlara sunulmuş eşsiz nimetler
vardır. Tüm bunlar, tek ve gerçek dostumuz olan Allah'ın bizler
için yarattığı ve muhafaza ettiği olağanüstü nimetlerdir.
Bu detayları düşünen insan, kendisini yaratan,
hayat veren ve yaşatan Allah'a her an muhtaç olduğunu, Allah
dilemedikçe nefes dahi alamayacağını görür; Allah'ın kendisi
için en yakın dost ve veli olduğunu anlar. Allah bu gerçeği
Ankebut Suresi'nde şöyle bildirmektedir:
Siz yerde ve gökte (Allah'ı) aciz bırakamazsınız.
Sizin Allah'ın dışında veliniz yoktur, yardım edeniniz de
yoktur. (Ankebut Suresi, 22)
|